Aslında bu yazımı Eylül ayına merhaba dememiz ile birlikte sizlerle paylaşmam gerekiyordu. Ülkemizde ve dünyada yaşanan iklim değişiklikleri ve sizlerinde çok iyi bildiği gibi Antalya'da yaz sıcaklarının ve bizi en çok boğan nemli havanın Eylül ayına girdiğimiz an bitmesi pek mümkün görünmüyor...
Antalya da yaz aylarının sona ermesi ile birlikte değişim rüzgarları yavaş yavaş esmeye başladı. Cadde ve sokaklarda ve dünyanın en güzel plajı Konyaaltı sahilinde gözle görülür bir sakinlik olsa da şehrin durmak bilmeyen hareketi gerçekten yaz bitti mi dedirtiyor insana.
Yazın sonu Antalya’da bir başka olur. Güneş hâlâ parlıyor gibi görünse de, deniz artık daha serin, rüzgar biraz daha düşünceli esiyor. Kaldırımlarda çıplak ayak izleri silindi bile plajlardaki eğlence ve kahkahalar yerini hafif bir sessizliğe bıraktı. Şehir, yavaş yavaş kendi içine çekiliyor.

Yaz boyunca cıvıldayan sokaklar şimdi daha dingin. Esnaf, yaz telaşının ardından bir yorgunluk kahvesi içer gibi ama düşünceli. Antalya'da akşamlar serinliyor, balkon sohbetleri daha kısa sürmeye başladı. Güneş erken batıyor artık, gökyüzü daha erken hüzünleniyor.
Antalya’da yaz, sadece bir mevsim değildir. O bir his, bir telaş, bir kalabalık, bir özlemdir. Şimdi geride kalan her şey birer anı kutusunda: deniz kokan elbiseler, güneşten yanan omuzlar, yarım kalmış aşk bakışları, çocuk çığlıkları...
Yaz gitti, evet. Ama arkasında bıraktığı sıcaklık hemen dağılmıyor. Antalya'nın taş sokaklarında, falezlerin kıyısında, Konyaaltı'nda yürürken hâlâ hissediliyor. Hafif bir hüzünle karışık gülümsemeyle.
Belki de en güzeli bu... Her yazın bir sonu olması, onu kıymetli kılıyor. Çünkü biliyoruz ki, her vedanın içinde bir "yeniden görüşürüz" saklı.
