Türkiye’nin gözde kenti Antalya’da kış geldi.

Peki Antalya kışa hazır mı?

Sanırım kentimiz hiçbir şekilde kışa hazır değil. Geçtiğimiz gün akşam saatlerine doğru aniden bastıran yağmur, Antalya’nın herhangi bir hava muhalefetine hazırlıklı olmadığını kanıtlamış oldu. Şiddetli ve etkili yağış, beklenen şiddetli bir yağış olmadığı belirtilmesine rağmen yaşandı.

Yağışın ardından şehrin en işlek caddelerinden en ücra köşelerine kadar neredeyse her yerini su bastı. Işıklar Caddesi, Lara yolu ve Kaleiçi gibi önemli bölgelerde ağaçlar devrildi, insanlar yaralandı. Ayrıca iş çıkışı evine dönmek isteyen binlerce insan, zaten kusurlu olan ulaşımın köklü sorunlarıyla bir kere daha yüzleşmiş oldu.

Mark Antalya tramvay yolu, 10 maksimum 15 dakika kadar bastıran yağışın ardından adeta göle döndü ve ulaşım mecburen aksadı. Aynı şekilde Cumhuriyet Meydanı’nda biriken su, tıpkı Düden Şelalesi gibi aktı geçti. 

Ya bu yağış daha uzun sürseydi ne yapacaktık? Bu tamamen merak konusu.

Kısa süren yağışın ardından bile büyük sorunlarla karşılaştık. Şahsen iş yerinden evime dönerken birçok noktada büyük su birikintileri, yıkılan yol levhaları, araç yoluna dolan büyük taşlara gözlerimle şahit oldum. Öyle ki şehrin düştüğü duruma baktığımız zaman altyapı yetersizliğinin dile getirilmesine gerek bile yok. Ancak biz yine de bunu dile getirelim ki “kimseden ses çıkmıyor” diyen olmasın.

Refüjde kökünden yıkılan ağaçlar, ilk fırsatta uçan çatı ve panolar bizlere gösteriyor ki afet doğal ama ihmaller yapay ellere dayanıyor. Bir ağacın kökünün daracık bir refüjde dayanamayacağını öngörmek için konunun uzmanı olmaya gerek yok. Tüm Antalyalıların hemfikir olduğuna inandığım konu ise hemen her yerde bulunan çukur, göçük ve bozuk yollar gibi çözülmeyen sorunlardır. Altyapı yetersizliği nedeniyle göle dönen yollar, insanların canıyla dişiyle senelerce çalışarak sahip olduğu araçlarına ciddi hasarlar veriyor.

Turizmin kalbi olarak görülen, tarihiyle, kültürüyle Türkiye’nin gözdesi bu kent hak ettiği hizmeti hiçbir zaman göremedi. Kimlerin gelip gittiğinin önemi olmaksızın mağduriyetleri kökünden çözmeye dayalı projelere de çok az rastladık. Antalya’da doğup büyümüş bir vatandaş ve gazeteci olarak bu tarz olumsuzlukları dile getirmeyi kendime görev bilip, bu sorunları dile getirme gereği duyuyorum.

Sadece Antalya Büyükşehir Belediyesinin değil, parti gözetmeden tüm belediyelerin asli görevi vatandaşı mağdur eden sorunları belirlemek ve hızlıca müdahale etmektir. 

Senelerdir değişmeyen bu mağduriyet düzenine son vermek için Antalyalı olsun olmasın burada yaşayan herkes ses çıkarmak zorunda. “Böyle geldi, böyle gider” diyerek yaşamaya devam edilirse bu altın topraklarda mağduriyet hüküm sürmeye devam edecek.

Lafı uzatmanın da bir manası yok. Uzun lafın kısası, bu güzel kentin her köşesi bizlere ait. Hizmetle yükümlü olanın adının bir önemi de yok, yaptıklarının bir önemi var. Yaşlısıyla, genciyle, çocuğuyla Antalyalı mağdur olmaktan yoruldu.

Antalyalı eğlence değil, hizmet bekliyor!