Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en köklü yerleşim merkezlerinden biri olan Siirt, sadece bugünüyle değil, binlerce yıllık geçmişinden süzülüp gelen isim hikayeleri ve kültürel katmanlarıyla tarih meraklılarını büyülemeye devam ediyor. Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının kesişme noktasında, stratejik bir coğrafyada konumlanan kent, tarih boyunca çok sayıda medeniyetin izlerini bağrında taşımıştır. Şehrin isimlendirilme süreci, bu topraklar üzerinde hüküm süren toplumların dillerinden, inançlarından ve bölgenin fiziksel yapısından derin izler barındırıyor. Bugün modern Türkçe telaffuzuyla Siirt olarak andığımız yerleşim, Sami dillerinden Süryaniceye, Arapçadan yerel efsanelere kadar geniş bir etimolojik yelpazeye sahiptir. Özellikle bölgenin sarp ve dağlık yapısı, ismin şekillenmesinde hem fonetik hem de anlamsal bir zemin oluşturmuştur.
Sami Dillerinden Süryani Kaynaklarına Uzanan Etimolojik Yolculuk
Siirt isminin kökenine dair en güçlü teorilerden biri, bu adın Sami dillerinden türetilmiş olduğudur. Bazı akademik kaynaklar, ismin temelinde "Keert" veya "Kaa’rat" sözcüğünün yattığını belirtmektedir. Tarihsel süreç içerisinde kentin ismi farklı medeniyetler ve diller tarafından Esart, Sairt, Siird ve Siirt gibi çeşitli formlarda telaffuz edilmiştir. Özellikle bölgenin en kadim halklarından olan Süryaniler, kenti "Se’erd" olarak isimlendirmiş, bu ifade yerel halk arasında "Sert" biçiminde yerleşmiştir. On dokuzuncu yüzyılın kayıtlarına bakıldığında, seyyahların ve resmi belgelerin kenti Sert, Seerd, Sört veya Sairt gibi birbirine oldukça yakın seslerle andığı görülmektedir. Günümüzde kullanılan form ise bu seslerin zamanla yontulması ve modern dil yapısına uyum sağlaması sonucunda son halini almıştır. Diğer bir dikkat çekici kaynakta ise "Seert" kelimesinin "üç yer" anlamına geldiği ve kentin üç ayrı yerleşim biriminin birleşmesinden doğduğu vurgulanmaktadır.
Coğrafi Yapının İsim Üzerindeki Belirleyici Etkisi Ve Sırt Kavramı
Şehrin isimlendirilmesinde sadece dil bilimsel kökenler değil, yerleşimin kurulduğu alanın fiziksel özellikleri de büyük bir rol oynamaktadır. Eski Siirt olarak tabir edilen bölgenin hemen üzerindeki dik sırtlarda kurulan modern yerleşim alanı, ismin "Sırt" kelimesinden türemiş olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Mevki ile kelime arasındaki bu doğrudan ilişki, halk arasındaki yaygın kanılardan birini oluşturur. Tarih kitaplarında kentin farklı isimlerle anıldığına da şahitlik etmekteyiz. Örneğin, Doğu Anadolu tarihi üzerine yapılan araştırmalarda kentin adı doğrudan "Sert" olarak geçerken, meşhur Kamus adlı eserde "Tiğrakent" ismiyle anılmaktadır. Bu isim çeşitliliği, kentin kuzeydeki yüksek yayla kültürü ile güneydeki gelişmiş Mezopotamya tarım kültürü arasında bir geçiş bölgesi olmasından kaynaklanmaktadır. Coğrafyanın sunduğu zorlu şartlar ve ulaşım imkanlarının kısıtlılığı, kentin merkezi bir kültür odağı olmasından ziyade, özgün ve korunaklı bir kimlik geliştirmesine zemin hazırlamıştır.
Arkeolojik Bulgular Ve Tarih Öncesi Dönemden Günümüze Miras
Güneydoğu Anadolu genelinde yürütülen geniş kapsamlı yüzey araştırmaları ve arkeolojik projeler, Siirt’in tarihinin ne denli eskiye dayandığını bilimsel verilerle ortaya koymaktadır. Bölgede yapılan kazı ve incelemelerde Neolitik çağdan başlayarak Kalkolitik, Tunç ve Helenistik dönemlere ait çok kıymetli buluntulara rastlanmıştır. Ayrıca Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait eserler, kentin kesintisiz bir yerleşim dokusuna sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Milattan önce üç binli yıllarda, Mezopotamya’daki ileri tarım toplumları ile Anadolu’nun iç kısımlarındaki hayvancılık odaklı toplumlar arasında bir tampon bölge görevi gören Siirt, her iki tarafın da teknolojik ve kültürel birikiminden beslenmiştir. Bu etkileşim, kentin temel taşlarını oluştururken, bugünkü kültürel kimlik özellikle Türk-İslam geleneğinin harcıyla yoğrularak son halini almıştır.
İslam Uygarlığı Dönemi Ve Şehrin Manevi Dönüşümü
Siirt'in kaderini değiştiren en önemli dönüm noktalarından biri de İslam ordularının bölgeye gelişi olmuştur. 639 yılında Elcezire bölgesinin fethi için görevlendirilen İlyas Bin Ganem’in Diyarbakır ve çevresini İslam topraklarına katmasıyla birlikte, Siirt de bu yeni medeniyet dairesine girmiştir. İslam tarihindeki önemli komutanlardan Halid Bin Velid’in Hasankeyf kuşatmasında elde ettiği zaferin ardından gözler Siirt’e çevrilmiştir. Dönemin yerel hakimi olan Hersolu, direnmek yerine itaatini arz ederek kenti teslim etmiş ve böylece şehir savaşsız bir şekilde el değiştirmiştir. Bu fethin ardından Siirt’in idaresine sahabeden Hişşam oğlu Hakem tayin edilmiştir. Bu süreçten itibaren kent, ilim ve irfan merkezlerinden biri haline gelmeye başlamış, Tillo gibi bölgelerde yükselen manevi değerlerle birlikte Anadolu’nun önemli inanç merkezlerinden birine dönüşmüştür. Bugün Siirt, ismindeki gizemli kökenleri ve tarihin derinliklerinden gelen bu asil duruşuyla varlığını sürdürmektedir.





