Anadolu topraklarının her bir köşesi derin bir tarihsel dönüşümün izlerini taşırken Karadeniz’in incisi olarak nitelendirilen Rize de bu değişim rüzgarlarından payına düşeni fazlasıyla almıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar oldukça geniş bir coğrafi alanı kapsayan idari tanımlamalar Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yerini daha modern ve yerel kimliği ön plana çıkaran bir yapıya bırakmıştır. Bu süreçte bölgenin adı sadece bir kelime değişikliğinden ibaret kalmamış aynı zamanda idari merkezlerin belirlenmesi ve sınırların çizilmesi noktasında da kritik bir virajı temsil etmiştir. Tarihsel kayıtlar incelendiğinde Rize’nin bugün bildiğimiz il statüsünü kazanmadan hemen önce çok daha büyük bir idari mekanizmanın parçası olduğu ve bu geçişin yeni kurulan devletin modernleşme hedefleri doğrultusunda şekillendiği net bir şekilde görülmektedir.

Lazistan İsminin Terki Ve Yeni İdari Yapılanma Hamlesi

Tarihsel süreç içerisinde bölge çok uzun bir süre boyunca Lazistan Sancağı olarak adlandırılmış ve bu isim altında yönetilmiştir. Ancak takvimler yirmi dokuz Kasım bin dokuz yüz yirmi üç tarihini gösterdiğinde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin idari reformları çerçevesinde önemli bir karar alınmıştır. Bu tarihte Lazistan ismi resmi literatürden kaldırılarak yerine kentin bugünkü adı olan Rize geçerli bir tanım olarak kabul edilmiştir. Bu değişim yerel halkın kimliğini reddetmekten ziyade idari yönetimi daha sade ve şehir odaklı bir yapıya kavuşturma amacı taşımıştır. İsim değişikliğinin hemen ardından gelen süreçte kentin kurumsal yapısının güçlendirilmesi için adımlar atılmış ve Rize kendi bağımsız kimliğini ilan etmeye başlamıştır. Bu dönem bölgenin hem siyasi hem de toplumsal hafızasında büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak kabul edilir.

Yalnız Kadın Gezginler İçin Türkiye’nin En Güvenli Şehirleri
Yalnız Kadın Gezginler İçin Türkiye’nin En Güvenli Şehirleri
İçeriği Görüntüle

Vilayet Merkezi Olarak Rize’nin Tescillendiği Kritik Tarih

İsim değişikliği ile başlayan bu kurumsal yolculuk yirmi Nisan bin dokuz yüz yirmi dört tarihinde çok daha sağlam bir hukuki zemine oturtulmuştur. Bu tarihte Rize resmen vilayet merkezi ilan edilerek bölgedeki tüm idari akışın ana karargahı haline getirilmiştir. Bu statü değişikliği kentin sadece bir kasaba veya sancak merkezi olmaktan çıkıp bir il karakteri kazanmasını sağlamıştır. Vilayet merkezi olmasıyla birlikte kentin devlet yatırımlarından daha fazla pay alması planlanmış ve bölgedeki asayişten eğitime kadar tüm hizmetler doğrudan merkezi yönetimin denetimine girmiştir. Rize’nin bir vilayet olarak tescil edilmesi Karadeniz sahil şeridindeki dengelerin de değişmesine neden olmuş ve kent çevre bölgeler için bir çekim merkezi haline gelmeye başlamıştır.

Anayasa Hükümleri Ve İstatistiki Bölge Tanımlamaları

Cumhuriyet tarihimizin en önemli hukuk metinlerinden biri olan bin dokuz yüz yirmi dört Anayasası yerel yönetimlerin şekillenmesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Söz konusu anayasanın hükümleri uyarınca Rize tam anlamıyla bir il statüsüne kavuşturulmuştur. Bu hukuki süreç kentin mülki idare yapısını netleştirirken aynı zamanda devletin taşradaki örgütlenme biçimini de modernize etmiştir. Anayasal güvence altına alınan bu il olma durumu Rize’nin yerel meclislerini oluşturmasına ve bütçe planlamalarını yapmasına olanak tanımıştır. Modern Türkiye’nin inşasında önemli birer tuğla olan bu idari kararlar Rize’nin o günden bugüne kadar süregelen gelişim çizgisinin temel dayanağını oluşturmuştur. Kentin anayasal bir kararla il yapılması bölgedeki mülkiyet ve vergi sistemlerinin de yeni düzene göre revize edilmesini beraberinde getirmiştir.

Eski Sınırlar Ve Atina İle Hopa Kazalarının Bağlılığı

Rize’nin il olduğu ilk yıllardaki coğrafi sınırları bugün bildiğimiz sınırlardan oldukça farklı bir yapı sergiliyordu. O dönemdeki idari taksimata göre bugünkü Pazar ilçesinin eski adı olan Atina ve bugün Artvin iline bağlı olan Hopa kazaları Rize vilayetine bağlı birer idari birimdi. Bu durum Rize’nin o tarihlerde ne kadar geniş bir hinterlanda sahip olduğunu ve bölgedeki lojistik ve ticari gücün nasıl birleştiğini göstermektedir. Ancak zaman içerisinde artan nüfus ve yönetimsel ihtiyaçlar doğrultusunda Hopa gibi yerleşim yerleri kendi idari yollarını çizmiş ve komşu vilayetlere bağlanmıştır. Rize’nin ilk kuruluş yıllarındaki bu geniş yapısı kentin köklü bir yönetim geleneğinden geldiğini ve Doğu Karadeniz’in en stratejik noktalarını tek bir çatı altında topladığını kanıtlamaktadır. Atina ve Hopa’nın bir dönem Rize’ye bağlı olması hala bölgedeki yaşlı kuşakların hafızalarında ve eski tapu kayıtlarında yaşayan bir gerçektir.

Muhabir: Zeki Ersin Yıldırım