Karadeniz Bölgesi’nin engebeli coğrafyasında yer alan Rize şehri son yıllarda büyük ölçekli altyapı projeleri ve lojistik yatırımlarıyla çehresini değiştirse de ilçeler arasındaki ekonomik denge hala farklılıklar göstermeye devam ediyor. Sanayi faaliyetlerinin kıyı şeridinde toplanması ve coğrafi koşulların iç kesimlerdeki yerleşim birimlerini zorlaması bazı bölgelerin kalkınma hızını yavaşlatıyor. Sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksleri incelendiğinde şehrin modern yüzünü temsil eden merkez bölgelerin aksine dağlık arazilerde yer alan ilçelerin temel kamu hizmetlerine erişim ve istihdam çeşitliliği konusunda daha kısıtlı imkanlara sahip olduğu görülüyor. Bu durum yerel halkın göç etme eğilimini artırırken aynı zamanda devletin bu dezavantajlı bölgelere yönelik özel kalkınma paketleri hazırlamasını da zorunlu kılıyor. Şehrin refah pastasından en az payı alan bölgelerdeki yaşam mücadelesi Karadeniz’in hırçın doğasıyla birleşince ortaya kendine has bir sosyolojik tablo çıkıyor.
İkizdere Ve Coğrafi Engellerin Kalkınma Üzerindeki Etkisi
Rize’nin yüzölçümü bakımından en geniş toprağına sahip olan ancak sosyo-ekonomik açıdan en geride kalan bölgesi olarak İkizdere dikkat çekiyor. Yüksek rakımı ve yılın büyük bölümünde kar altında kalan geçitleriyle bilinen bu ilçe sanayi yatırımlarının bölgeye ulaşamaması nedeniyle ekonomik anlamda şehrin en zayıf halkası olarak değerlendiriliyor. Tarım arazilerinin darlığı ve çay üretiminin sadece alt bölgelerde yapılabilmesi halkı geleneksel hayvancılık faaliyetlerine yönlendiriyor. Ancak bu üretim modeli genç nüfusun bölgede kalması için yeterli bir cazibe merkezi oluşturmuyor. Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması verilerine göre listenin sonunda yer alan ilçe ulaşım ağlarının geliştirilmesi ve tünel projelerinin tamamlanmasıyla bu kötü kaderi kırmayı hedefliyor. Yine de mevcut durumda temel sosyal donatıların azlığı ve ticari sirkülasyonun düşüklüğü ilçenin refah seviyesini kısıtlı bir alana hapsediyor.
İç Bölgelerde Yer Alan Küçük Yerleşimlerin Gelir Kaynakları
Rize’nin iç kesimlerinde konumlanan Hemşin ve Kalkandere gibi ilçeler de benzer ekonomik zorluklarla mücadele eden yerler arasında bulunuyor. Bu bölgelerde geçim kaynaklarının neredeyse tamamen çay tarımına dayalı olması halkın gelirini mevsimsel bir döngüye hapsediyor. Sanayi tesislerinin eksikliği ve lojistik merkezlere olan uzaklık bu küçük yerleşim yerlerinde ekonomik büyümenin önüne set çekiyor. Özellikle Hemşin gibi nüfusu az olan bölgelerde ticari hacmin genişleyememesi yerel esnafın büyümesini engellerken eğitimli nüfusun büyük şehirlere göçünü hızlandırıyor. Kamu yatırımlarının bu bölgelerde daha çok sosyal tesis ve temel altyapı üzerine yoğunlaşması ekonomik üretkenliği artıracak hamlelerin henüz beklenen düzeyde olmadığını gösteriyor. Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlar doğayla iç içe ama ekonomik imkanlar açısından kısıtlı bir yaşam sürerek şehrin ortalama refah seviyesine ulaşmaya çalışıyor.
Kıyı Şeridindeki Dar Alanların Ekonomik Sıkışmışlığı
Rize’nin batısında yer alan Derepazarı ve İyidere gibi yüzölçümü oldukça küçük olan ilçeler de gelişmişlik düzeyinde bazen beklenmedik zorluklarla karşılaşıyor. Her ne kadar ana yol güzergahı üzerinde olsalar da yerleşim alanının darlığı ve sanayi bölgesi kuracak arazinin bulunmaması bu bölgeleri sadece birer geçiş noktası haline getiriyor. Kıyı şeridinde olmalarına rağmen Merkez ilçe veya Çayeli kadar yüksek bir ekonomik girdi sağlayamayan bu küçük yerleşim yerleri sahip oldukları sınırlı kaynakları verimli kullanmaya çabalıyor. Genellikle memur ve emekli nüfusun yoğunlukta olduğu bu bölgelerde ticari yatırımlar butik ölçekte kalıyor. Bu durum ilçelerin toplam gayri safi hasıladan aldığı payın düşük kalmasına neden olurken bölgedeki zenginlik algısını da kısıtlıyor. Sahil yolunun sunduğu avantajlar lojistik merkez projeleriyle desteklenmediği sürece bu ilçelerin orta gelişmişlik seviyesini aşması zor görünüyor.
Gelecek Beklentileri Ve Turizmin Kurtarıcı Rolü
Ekonomik verilerin düşük olduğu bu ilçeler için en büyük umut ışığı olarak doğa turizmi ve ekolojik tarım görülüyor. İkizdere ve benzeri dağlık bölgelerin sahip olduğu eşsiz yayla kültürü ve termal kaynaklar doğru planlandığında bu ilçelerin ekonomik tablosunu tamamen değiştirebilir. Devletin kalkınma ajansları aracılığıyla bu dezavantajlı bölgelere verdiği teşvikler yerel üreticinin elini güçlendirmeyi amaçlıyor. Özellikle butik otelcilik ve yöresel ürünlerin pazarlanması konusunda atılacak adımlar sanayi odaklı kalkınmanın mümkün olmadığı engebeli arazilerde yeni bir çıkış yolu sunuyor. Rize’nin refah seviyesi düşük kalan bölgelerinde yaşayan halkın azmi ve girişimci ruhu modern devlet destekleriyle birleştiğinde gelecekte bu bölgelerin listenin son sıralarından kurtulması işten bile değil. Kentin genel kalkınma planında her bir ilçenin kendine özgü bir üretim modeliyle desteklenmesi ilçeler arasındaki gelir adaletsizliğinin giderilmesi adına en kritik çözüm noktası olarak duruyor.




