Coğrafi konumu sayesinde tarih boyunca Karia ve Likya Bölgeleri arasında bağlantı noktası olan Kaş, antik çağlarda büyük bir ticaret ve kültür merkeziydi. Arkeolojik bulgular, kentin Likya dilinde “Habesos” ya da “Habesa” olarak adlandırıldığını, ilk çağlarda ise Antiphellos ismiyle anıldığını ortaya koymaktadır. Özellikle bir ticaret limanı olarak önem kazanan kent, bu rolünü yüzyıllar boyunca korudu.
Makedonya Kralı Büyük İskender’in Anadolu Seferi, tüm bölgeyi etkisi altına almıştır. Kaş ve çevresi, bu dönemde İskender’in egemenliğine girmiş; onun genç yaşta ölümünün ardından ise kent, Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir. Roma Döneminde ticari ve stratejik önemi giderek artan kent, Bizans Döneminde bir Piskoposluk Merkezi olmuştur.
Arkeolojik veriler, Bizans döneminde Kaş’ın yoğun Arap akınlarına maruz kaldığını göstermektedir. Sonrasında bölge, Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına katılmış ve bu dönemde “Andifli” ismiyle anılmıştır. Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla bölgenin yönetimi Tekeoğulları Beyliği’nin eline geçmiştir.
Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı egemenliğine giren Kaş, Osmanlılar tarafından Teke Yarımadası’nın stratejik önemi göz önünde bulundurularak ticari açıdan desteklenmiştir. Osmanlı döneminde gelişimini sürdüren Kaş, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte modern dönemde turistik bir merkez kimliği kazanmıştır.
Adını, karşısında yay gibi uzanan Meis Adası’ndan ve bölgenin eşsiz coğrafi görünümünden alan Kaş, bugün Akdeniz’in en önemli tatil destinasyonları arasında yer almaktadır. Masmavi denizi, çevresini kuşatan Toros Dağları, tarihi mirası ve arkeolojik zenginlikleriyle Kaş, hem yerli hem de yabancı turistlerin gözdesi olmayı sürdürmektedir.