Antalya’nın büyüyen nüfusu ve şehirleşme baskısına rağmen bir köy, sakinlerinin sadakati ve benzersiz yaşam tarzıyla dikkat çekiyor. Şehirden kırsala göçün yoğun yaşandığı günümüzde, bu köy Antalya’nın göç vermeyen tek yerleşim yeri olarak öne çıkıyor.
Toros Dağları'nın eteğinde, yemyeşil ormanlarla çevrili bu köy, sakinlerine sadece huzurlu bir yaşam sunmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik de sağlıyor. Yerel halkın ana geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve arıcılık. Köyde yetiştirilen organik ürünler, yerel pazarlarda yüksek talep görüyor ve bu durum köy halkının ekonomik bağımsızlığını korumasına olanak tanıyor.
Bu köyün göç vermemesinin ardındaki temel neden, güçlü toplumsal bağlar ve dayanışma kültürü. Köy muhtarı, bu durumu şu sözlerle açıklıyor:
"Biz burada büyük bir aile gibiyiz. Kimse kendini yalnız hissetmez. Gençler için çalışma imkanı sağlıyor, çocuklarımızı birlikte büyütüyoruz. Şehir hayatının karmaşası yerine doğanın huzurunu tercih eden insanlarımız var."
Antalya’dan büyükşehirlere taşınan birçok köylü, şimdi köylerine geri dönmeyi tercih ediyor. Özellikle pandemi sonrası doğayla iç içe bir yaşam arayışı, bu geri dönüşlerin temel sebebi. Köydeki yeni projeler, gençleri de buraya çekiyor. Modern sera uygulamaları, yerel turizm girişimleri ve yenilenebilir enerji projeleri sayesinde köy, sürdürülebilir bir kalkınma modeli sunuyor.
Köy, ziyaretçilere doğal güzellikleriyle unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Toros Dağları'nın temiz havası, berrak dereleri ve yerel lezzetler, burayı turistik bir cazibe merkezi haline getiriyor. Özellikle doğa yürüyüşleri ve kampçılık için gelen turistler, köy ekonomisine katkı sağlıyor.
Köyün girişindeki tabelada yazan bu slogan, köy halkının doğaya ve köklerine olan bağlılığını simgeliyor. Antalya’nın bu saklı cenneti, şehir hayatının yorgunluğunu geride bırakıp huzur arayanlar için mükemmel bir kaçış noktası.
Doğanın kalbinde, gelenek ve modernitenin harmanlandığı bu köy, hem yerel halk hem de ziyaretçiler için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.