Burdur’un geçmişi, Anadolu’nun en eski yerleşim alanlarından biri olması nedeniyle oldukça derin ve çok katmanlı bir tarihsel süreci yansıtır. Şehrin bilinen en eski adı, Antik Çağ kaynaklarında Pisidia Bölgesi sınırları içerisinde anılmasıylanır. Pisidia, sadece bir şehir adı değil, aynı zamanda dağlık yapısı, savaşçı toplulukları ve özgün kültürüyle bilinen geniş bir bölgenin adıdır. Bugünkü Burdur ve çevresi, bu antik coğrafyanın önemli yerleşim alanlarından biri olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Arkeolojik bulgular, bölgenin binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığını ortaya koymaktadır.
Pisidia Dönemi ve Antik Yerleşimler
Antik Çağ’da Burdur’un içinde bulunduğu coğrafya Pisidia olarak adlandırılmıştır. Pisidialılar, zorlu arazi koşullarına rağmen güçlü savunma yapıları kurmuş ve bağımsız yaşam tarzlarıyla tanınmıştır. Bu dönemde bölgede Sagalassos, Kibyra ve Cremna gibi önemli antik kentler yükselmiştir. Özellikle Sagalassos, Burdur’un tarihsel kimliğinin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir kent haline gelen Sagalassos, mimarisi, su yapıları ve anıtsal eserleriyle Pisidia’nın merkezlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu dönem, Burdur topraklarının ilk kez yazılı kaynaklarda net şekilde tanımlandığı zaman dilimi olarak öne çıkmaktadır.
Roma ve Bizans Etkisiyle Değişen Kimlik
Pisidia bölgesi, Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki hâkimiyetini güçlendirmesiyle birlikte önemli bir idari merkez haline gelmiştir. Roma döneminde yollar, ticaret ağları ve şehir planlamaları sayesinde Burdur çevresi daha düzenli bir yapıya kavuşmuştur. Bu süreçte şehirlerin isimleri ve idari statüleri zaman zaman değişmiş, bölge Roma’nın ardından Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmiştir. Bizans döneminde Burdur ve çevresi, askeri ve dini açıdan stratejik bir konumda değerlendirilmiştir. Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte bölgedeki yerleşimler yeni bir kültürel kimlik kazanmış, ancak Pisidia adı coğrafi bir tanım olarak kullanılmaya devam etmiştir.
Türklerin Anadolu’ya Girişi ve Burdur
Burdur’un tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri Türklerin Anadolu’ya gelişiyle yaşanmıştır. 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında Selçuklu Türkleri, Anadolu’nun iç bölgelerine doğru ilerlemiş ve Pisidia toprakları da bu süreçten etkilenmiştir. Türklerin bölgeye yerleşmesiyle birlikte antik isimler yerini yavaş yavaş Türkçe adlandırmalara bırakmaya başlamıştır. Burdur isminin ortaya çıkışı da bu döneme dayandırılmaktadır. Farklı rivayetler bulunmakla birlikte, bölgenin Türk hakimiyetiyle birlikte yeni bir kimlik kazandığı konusunda tarihçiler hemfikirdir. Selçuklu döneminde Burdur, hem askeri hem de ticari açıdan önem taşıyan bir yerleşim haline gelmiştir.
Osmanlı Döneminde Burdurun Resmi Kimliği
Burdur toprakları, 1391 yılında Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı Devleti sınırlarına katılmıştır. Bu tarihten itibaren Burdur, Osmanlı idari sistemine entegre edilmiş ve resmi kayıtlarda Burdur adıyla anılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde şehir, zamanla gelişen bir yerleşim merkezi haline gelmiş, tarım ve hayvancılığa dayalı bir ekonomik yapı kazanmıştır. 1872 yılında Burdur Sancağı’nın kurulmasıyla birlikte şehir, idari açıdan daha belirgin bir statü elde etmiştir. Bu gelişme, Burdur’un bölgesel bir merkez olarak öneminin arttığını göstermektedir.
Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Süreç
Osmanlı’nın son dönemlerinde Burdur, hem nüfus yapısı hem de ekonomik faaliyetleriyle dikkat çeken bir sancak olarak varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Burdur, Türkiye Cumhuriyeti’nin illerinden biri olarak yeniden yapılandırılmıştır. Bu süreçte şehrin tarihi mirası daha görünür hale gelmiş, antik Pisidia dönemine ait kalıntılar bilimsel çalışmalarla gün yüzüne çıkarılmıştır. Burdur’un eski adı ve kökeni, bu çalışmalar sayesinde daha net bir şekilde anlaşılmaya başlanmıştır. Şehrin geçmişi, sadece bir isim değişiminden ibaret olmayıp, binlerce yıllık bir kültürel dönüşümün izlerini taşımaktadır.




